Havam Karanlık


Bazı anlar vardır, gözünü açtığında hiç bilmediğin bir coğrafyaya merhaba dersin.
Kendine sorarsın, neredeyim ben, nasıl hayatımı idame edeceğim. Kendine soranlar endişeli bir şekilde yorgun düşer, gök karaya çalınca. Güneş kapatınca kirpiklerini, başlar gök kubbenin soğuk
Ve acımasız okları sağnak sağnak. O an gözlerinde belirir yollara düşme nedenlerin, cehennemin içinden kaçışın öyküsü. Isınmaya çalışırsın yapayalnız olduğun, yabancısı olduğun gök yüzünün karanlığında. Elini tutacak bir tanıdık beklersin, umutsuzca bir bekleyişle, ama nafile. Sonra gözlerini kapatırsın, tekrar yeni bir yerde açarsın, nasıl geldiğini bilmeden. Savaşın adaletsizliği sürükler insanı adalet bulacakları bir yere o da nafile. Herkes kendi başının çaresine kuralların izin verdiği müddetçe bakabilir.
Gerisi mi? Hiç sorma gerisi yok… Karanlık…
Hikmet toprak

sen karanlığımsın

 Gece mavisi
Yıldızlı göğün koynunda 
Uzanırdım is kokan kaldırımlara. 
Yorgana sarılır gibi sarılırdım 
Gecenin kaskatı kesilmiş karanlığına.


Isıtır diye iç geçirirdim, 
Buz gibi
Üzerime çökmüş
Karanlığın ıssızlığını.

Ve
Gecenin karanlığına nokta
Koyan yıldızı seyre dalardım.
Düşler kurardım
Buram buram yalnızlık kokan
Kaldırımı soğuk karanlık sokaklarda 
 Gece mavisi gökyüzünde
Parıldayan o yıldız, 
Geceyi ısıtan güneşti 
Soğuk ve üşüyen düşlerimde. 
Ve Damla damla donup kalan umutlarımda. 
 
  
Nefesim sıcaktı
Sıcaklığıyla ısıtır sokaktaki soğukluğu,
Diye düşledim.
Bir başka umut daha beliriyordu
Sefalet kokan, donuk sokaklarda.  
Yok oysaki;
Yalnızlık kokan
Ne sokaklardı ne de soğuk kaldırımlar
Bak;
Köşe başlarında Geceyi aydınlatırdı
Üç beş tinerci çocuk
Tenekede yaktıkları ateşle. 
 Yalnız olan kaskatı kesilmiş
Sefil sokaklar olamazdı.
Oysaki yalnızlık kokan 
 Kaldırımlara yoldaş olmuş
 Ben olabilirdim. 
 Evet  
Gecenin mavisinde ölümün kırmızını bekleyen
Bendim.
İçine karanlığı çekmiş
Son nefesinde son maviyi
Bırakmayı bekleyen.
Evet!
yalnızlığın lügatteki tanımı bendim.

PEŞİNE SÜRGÜN…


Peşine sürgün hissettim kendimi, sensiz uyandığım ilk sabah. Derin uykudan kalktığım ilk gün neye uğradığımı şaşırdım. Çünkü; artık her sabah uyandığımda bana elinde kahvaltı tepsisiyle, yüzünde gülücükler saçan, saçları sanki güne merhaba diyen ve bir güneş edasında olan sen yoktun. Yatak, çok soğuk ve büyük gözüküyordu gözüme. Ev başıboş kalmış gibiydi. Hiç alışkın değildim, sabah çayını tek başıma içmeye. Balkondan güneşin doğuşunu, akşamları güneşinin batışını, sensizken anlamlandıramıyordum.
Peşine sürgün hissediyordum kendimi, sensiz yaşayamayacağımı anladığım gün. Saatler geçmiyordu ve sanki zaman durmuştu. Dünya, artık aşkı etrafında dönmüyordu. Bulutlar hareketsiz, en ufak bir yel esintisi uğramıyordu sensiz kalan yurduma. İşte o an anladım sensizliğin beni ne kadar çaresiz bıraktığını. Sen ne de güzel bilirdin, sevdiğim şeyleri.

Çok yalnızım. Bırak seni özlemeyi, bana Beethoven’in 9.senfonisi ritmin de gelen sesini özledim. Her sabah kalktığımda, usta Da Vinci’nin yaptığı bir tablo misali karşımda gülümseyen o gökyüzü berraklığında gözlerini, durmadan etrafına mutluluk saçan yüzünü özledim.


Peşine sürgün hissediyorum kendimi senin, özleminden duyduğum amansız rahatsızlıktan. Aşık Veysel Ustamın dediği gibi uzun ince bir yoldayım artık. Sen gittin gideli peşine sürgünüm, ruhumun en saf haliyle bedenimin tümüyle…. Yalnızlığı hiç bu kadar iliklerime işlemiş şekilde tatmamıştım. En zor şeyde ne biliyor musun? Her sabah odamıza doğan o güneş, artık sanki hep batıyordu umutsuzca. Peşine sürgündüm yokluğunda. Her şey anlamını yitirmişti. Ne güneş doğuyordu ne geceler batıyordu. Ne tüneller bitiyordu nede hayallerim artık bana yetiyordu. Umut ile umutsuzluk arasındaki o ince çizgide ‘’ arafta” gidip geliyordum. Hayatım adeta ip cambazlarının yaptığı iş kadar tehlikedeydi. Arafta ya umuda geçebilecektim yada umutsuzluğun en derinliklerinde boğulup sensizlik mezarlığına gömülecektim.
Peşine Sürgünüm…Sadece sen olduğun için sürgünüm uzun ince bir yolda…
Hikmet Toprak

Zaman ve mekanları ölümsüzleştirerek, anılarımı her daim taze tutmanın yolcusuyum. Bellekte, alt belleğe gönderilmiş tüm hatıraları bir çırpıda tekrar yaşamak için çekiyor aynı zamanda değişen dünyayı önceki haliyle hatırlamak ve yad etmek için durmadan kameramın peşinden bir oraya bir buraya koşuyorum.